Miras, yalnızca mal varlığını değil, aynı zamanda borçları da kapsayan bir hukuk kurumudur. Bu nedenle, borçlu bir kişinin vefatı sonrası mirasçılarının hakları ve sorumlulukları önem kazanmaktadır. Türk Medeni Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu kapsamında mirasçıların nasıl hareket etmesi gerektiği belirlenmiştir.
Miras, miras bırakanın ölümüyle birlikte mirasçılara geçer. Ancak, tereke sadece alacakları değil, aynı zamanda borçları da içerir. Bu nedenle, mirasçılar mirası doğrudan kabul etmek ya da reddetmek konusunda bir karar vermelidir.
Borçlu bir miras bırakanın mirasçısı olmak, mirasçılar açısından mali yük getirebilir. Türk Medeni Kanunu’na göre, mirasçılar mirası reddedebilir.
Eğer mirasçılar, mirası reddetmek istemiyor ancak borçlardan da sorumlu olmak istemiyorsa, tasfiye yoluyla mirası kabul edebilirler. Bu yöntemle, mirasın borçları, terekedeki mallarla sınırlı olacak şekilde ödenir ve mirasçılar kişisel mal varlıklarıyla sorumlu olmazlar.
Miras bırakanın borçlarının, tereke mal varlığından fazla olması durumunda miras, kendiliğinden reddedilmiş sayılabilir. Yani, mirasçılar herhangi bir işlem yapmadan mirası reddetmiş kabul edilebilirler. Ancak, bu durumun tespit edilmesi için mahkemeye başvurulması gerekebilir.
Borçlu bir kişinin ölmesi, alacaklıların haklarının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Alacaklılar,
Eğer mirasın borçları terekeden karşılanabiliyorsa, kalan mal varlığı mirasçılar arasında paylaşılır. Ancak borçların fazla olması durumunda, mirasçılar kalan hiçbir mal varlığına sahip olamazlar.
Borçlu bir kişinin mirası, mirasçılar için önemli hukuki sonuçlar doğurur. Mirasçılar, borçlardan korunmak için reddi miras yoluna başvurabilir veya sınırlı sorumluluk prensibine dayanarak hareket edebilir. Bu nedenle, mirasçıların mirası kabul etmeden önce hukuki danışmanlık alması önemlidir.